Savaş politikalarının bedelini halklar ödüyor

“Türkiye’nin dört bir yanının düşmanla çevrili” olduğu fikri, okul kitaplarında, çocuk oyunlarında, siyasi propagandalarda milliyetçilerin her daim savundukları bir fikir olmuştur. Var oluşlarını “dış ve iç mihrak”, “düşman” söylemi üzerine dayandırmaktadırlar.

Savaş politikalarının bedelini halklar ödüyor

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, muhalefetin ekonomik kriz üzerinden yaptığı eleştirilere karşılık olarak “buradan patlıcancılara, patetesçilere, bibercilere sesleniyorum” diye başladığı konuşmasında “Cerablus'ta, El Bab'da, Afrin'de, İdlib'de, bütün buralarda benim Mehmedim, Mehmetçik'im tanklarıyla, toplarıyla, silahlarıyla bu teröristleri yok etti mi? DEAŞ'ı, PKK'yı yok etti mi? Ben buradan şimdi o patatesçilere, domatesçilere, patlıcancılara, bibercilere sesleniyorum, o bir tane merminin bedelinin ne olduğunu biliyor musun sen? Bunlar nereden geldi, bunu düşünüyor musun sen? Gabar'a, Cudi'ye, Tendürek Dağları'na helikopterlerimiz, F-16'larımız uçarken yapılan yatırımların ne olduğunu hesapladın mı sen Bay Kemal?” diye soruyor.

Aynı Erdoğan, yine bir ekonomik kriz eleştirisine de “Terörle mücadelede 17-28 yıl önce neredeydik, bugün terörle mücadelede 17-18 yıl öncesine göre neredeyiz? Terörle mücadele ücretsiz yapılmıyor. Ciddi manada harcamalarımız oluyor mu? Oluyor. Savunma sanayiinde terörle mücadeleye yönelik çok ciddi harcamalar yaptık mı? Yaptık. Bakın bizim savunma sanayiinde düşünün yerli milli de %20 iken biz bunu %70’lere çıkardık ve bunların hepsi de belli bir maliyeti getiriyor” diye cevap veriyor.

AKP’nin terörle mücadele adı altında sürdürdüğü savaş yatırımları, savaş endüstrisinin büyümesini de beraberinde getiriyor. “Yerli ve milli üretim”in en önemli ayağını endüstriyel askeri yatırımlar oluşturuyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, İçişleri Bakanlığı ve devlete ait TUSAŞ, Roketsan ve Aselsan gibi şirketlerin alımlarını siyasi iktidar yönetiyor. Bunların yanı sıra son yıllarda en hızlı büyüyen mühimmat, silah, elektronik araç gereç, yan mamul, savaş aracı, İHA ve SİHA üreten askeri endüstriyel şirketlerin çoğunun da iktidarla organik bağları var. Bu şirketlerin, Savunma ve Havacılık Sanayii İmalatçılar Derneği (SASAD) adı altında oluşturduğu derneğin üyeleri arasında Temel Kotil, Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar, Ethem Sancak gibi isimler var.

 

Silah ve mühimmat yatırımlarında büyük artış

Dünya Gazetesi’nden İbrahim Ekinci’nin haberine göre; 2019’un 11 aylık döneminde silah ve mühimmat yatırımlarının tutarı 63 projede 1 milyar 826 milyon liraya ulaştı. Bu tutar önceki 18 yılın toplamına yaklaşıyor. Bu alandaki yatırımların, özellikle 2010 yılından sonra giderek hızlandığı gözleniyor. Son 10 yıllık dönemde hem proje sayısında hem de projelerle öngörülen yatırım tutarlarında ciddi artışlar dikkati çekiyor. Sadece geçen kasım ayında özel sektör ortaklı Konya Aselsan’ın 633 milyon liralık silah ve mühimmat üretimine yönelik yatırımı teşvik belgesine bağlandı. Yatırım teşvik belgesi verilerinde en dikkat çekici gelişmelerden birisi, silah ve mühimmat yatırımlarındaki artış. Silah ve mühimmat yatırımlarının ağırlığını daha önce kamu savunma sanayi şirketlerinin yatırımları ile yine SSM ihaleleriyle özel sektörce üretilen kamu projeleri oluşturuyordu.

Ekinci, önceki dönemlerde özel sektöre yatırımların sınırlı olduğunu bildirdiği haberinde, 2001’den sonraki dönemde özel sektöre yatırımlarda dikkat çekici şekilde artışlar olduğunu, 2019’da “patlama noktası”na geldiğini, proje sayıları ve yatırım bedellerinin arttığına dikkat çekerken, ‘silah ve mühimmat’ sektörünün, giderek ciddi yatırım çeken sektörler düzeyine çıktığını belirtiyor.

 

Savaş politikaları ekonomiyi de etkiliyor

Sürdürülen savaş politikaları ekonomik krize de yol açıyor. Türkiye “riskli ülke” olarak görülüyor, güven sorunu nedeniyle yabancı sermaye Türkiye’den çıkıyor, kişi başına düşen gelir giderek azalıyor, yoksulluk ve açlık sınırlarına geriliyor. İşsizlik ve enflasyon artıyor. Hazine’deki para bitiyor, Merkez Bankası rezervleri eksilere düşüyor, bütçe açığı kontrol edilemez hale geliyor. Bütün bunların sonucunda Türkiye, mevcut kapitalist sistemin içerisinde olduğu finansal krizin yansımasını en derinden hisseden ülkelerin başında geliyor.

Türkiye ekonomisinde yaşanan dalgalanmanın uluslararası kriz etkisinden ziyade içeride yanlış yönetilen ekonomi ve harcamalar nedeniyle yaşandığı belirtiliyor. Buna örnek olarak da çözüm süreci sonrası gelişen siyasi iklim ile birlikte Libya ve Suriye’ye yönelik askeri harekatlar, Milli Savunma’ya ayrılan bütçenin her yıl artırılması, askeri endüstriyel yatırımlar gösteriliyor.

Savaş yanlısı politikalar, “terörle mücadele” adı altında yürütülüyor, Milli Savunma Bakanlığı’na ayrılan bütçe her yıl artırılıyor. Örtülü ödenek ödemeleri de buna bağlı olarak artıyor. Savunma sanayiine yapılan yatırımlarla “Kürt koridoru” oluştuğu gerekçesiyle Suriye’ye hava saldırıları düzenleniyor, Irak topraklarında asker konuşlandırılıyor, Libya’ya asker gönderiliyor, Ermenistan’ın saldırısı gerekçe gösterilerek silahlı insansız hava araçları uçuruluyor.

Bölgede IŞİD, İhvan gibi İslamcı örgütler desteklenerek gerilimi tırmandıran politikalar hayata geçirilirken Akdeniz’de Navtex ilan ediliyor, Ege ve Akdeniz’de savaş gemileri sıralanıyor.

 

Irak tezkeresi reddediliyor

AKP hükümetinin 6 Şubat 2003 tarihinde TBMM’ye sunduğu “Türkiye’deki askeri üs ve tesislerin yenilenmesi ve geliştirilmesi için ABD teknik personelinin 3 ay Türkiye’de bulundurulması” tezkeresi AKP oyları ile kabul edilmişti. Tezkerenin kabulünden cesaret alan ABD, 522 zırhlı aracı İskenderun’daki limana indirmiş, Mersin’den Diyarbakır’a kadar alanda, depolar kiralamış, kullanacağı tesislerin inşasına başlamıştı.

AKP hükümeti, 25 Şubat 2003’te de “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Yabancı Ülkelere Gönderilmesi ve Yabancı Silahlı Kuvvetlerin Türkiye’de Bulunması İçin Hükümete Yetki Verilmesine İlişkin Başbakanlık Tezkeresi”ni TBMM’ye sunmuştu.

Irak’ta kitlesel imha silahı olduğu ve bu silahları imha etmek için harekat düzenlenmesi gerektiğini içeren Tezkere, ABD askeri kuvvetinin ve 255 uçak ile 65 helikopterin Türkiye topraklarında konuşlanarak peyderpey Irak’a saldırmak için cephe oluşturmasını öngörüyordu. Sayılarının 60 bine ulaşacağı öğrenilen yabancı askerlerin Türkiye’de konuşlanmasına ve Türk askerlerinin sınır dışı operasyona katılmasına izin veren 1 Mart tezkeresi TBMM’de yapılan gizli oturumda reddedildi.

Recep Tayyip Erdoğan, “Tezkere geçmiş olsaydı, şu anda Kuzey Irak’ta olurduk ve Kuzey Irak’ta verilen kararlara ortak olurduk” derken, Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök, Murat Yetkin’e verdiği röportajda, “Tezkere geçseydi çok farklı olurdu, ABD ile güzel bir mutabakat muhtırası (MM) hazırlamıştık. Çok sayıda askerimiz (4-5 tugay) Irak’a girecekti. PKK konusunda bugünkünden daha avantajlı olacaktık” demişti.

 

Suriye topraklarına yönelik askeri harekat

2015 yılına gelindiğinde hükümete sınır ötesi harekat ve sınır dışına asker gönderme yetkisi veren tezkere bu sefer “Irak-Suriye tezkeresi” olarak yeniden Meclis gündemine geldi. Meclis Genel Kurulu’nda görüşülen tezkere AK Parti, CHP ve MHP’nin evet oyu ile kabul edildi. HDP ise “hayır” oyu verdi.

Rojava’da oluşan Kürt özerk yönetimini “tehdit” olarak gören Recep Tayyip Erdoğan, Suriye topraklarına yönelik askeri operasyonu “TSK, Suriye'nin kuzeyinde PKK/YPG ve DEAŞ terör örgütlerine karşı Barış Pınarı Harekatı'nı başlatmıştır. Amacımız güney sınırımızda oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek ve bölgeye barış ve huzuru getirmektir. Ülkemize yönelik terör tehdidini bertaraf edeceğiz. Oluşturacağımız güvenli bölge sayesinde Suriyeli sığınmacıların ülkelerine dönmelerini sağlayacağız. Suriye'nin toprak bütünlüğünü koruyacak, tüm bölge halkını terörün pençesinden kurtaracağız. Barış Pınarı Harekatı'nda görev alan kahraman Mehmetçiklerimizin her birini alınlarından öpüyor, kendilerine ve bu harekatta Türkiye'yle birlikte olan tüm yerel destek unsurlarına muvaffakiyetler diliyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun” sözleriyle duyurdu.

“Barış Pınarı” adı altında yürütülen operasyonda TSK’ye ait uçaklarla Ceylanpınar'ın karşısındaki Resulayn, Akçakale'nin karşısındaki Tel Abyad ve Nusaybin’in karşısındaki Kamışlı vurulurken sınıra konuşlanan tank ve obüslerden de sınırın öte yanına top atışları gerçekleştirildi.

Operasyon kapsamında Tel Abyad’daki SDG noktaları, obüs atışlarıyla ateş altına alındı. Reuters’a Tel Abyad’dan konuşan bir görgü tanığı yapılan hava saldırıları nedeniyle halkın kitleler halinde kaçmaya başladığını söyledi.

Resulayn’dan da patlama sesleri ve dumanlar yükseldi. Savaş uçakları sınır hattında uçuş yaptı.

Gece saatlerinde TSK'dan yapılan açıklamada 181 hedefin ateş altına alındığı bildirildi.

Sınır ötesine yapılan bu operasyon sırasında Ceylanpınar ve Akçakale belediyeleri vatandaşları evlerine girmesi yönünde uyardı. Urfa'nın Akçakale, Ceylanpınar, Suruç ve Birecik'te okulların 2 gün tatil edildiği duyuruldu. Mardin'in Nusaybin ilçesinde tüm okullarda, Kızıltepe'de ise sınıra yakın bölgelerdeki okullarda eğitime 2 gün ara verildiği bildirildi.

Urfa Valiliği, operasyonun ardından sınır hattını Özel Güvenlik Bölgesi olarak ilan etti.

Diyarbakır 8. Ana Jet Üssü'nde de hava hareketliliği yaşanırken, İncirlik 10. Tanker Üs Komutanlığında da hareketlilik yaşandı. Bazı Türk savaş uçakları üsse iniş yaparken, bazıları da pistte hazır bekletildi. Öte yandan askeri kargo uçakları ve tanker uçaklarının da üsse geliş gidişleri sürdü.

Bütün bu askeri hareketliliğin yaşandığı dönemde Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Ali Erbaş, “Barış Pınarı Harekatı’nın zaferle sonuçlanması için” camilerde Fetih Suresi’nin okutulacağını açıkladı.

Türkiye, saldırılar nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan Suriyeli göçmenleri yeri geldiğinde “siyasi bir koz ya da şantaj malzemesi” olarak öne sürmekten çekinmeyen politikalar yürüttü.

 

Libya tezkeresi

AKP Hükümeti’nin Libya’daki iç savaşın ve parçalı yönetim yapısının Türkiye ve diğer bölge güçleri için güvenlik riski oluşturduğu, Türkiye’nin Kuzey Afrika’daki ‘milli çıkarları’nı “tehdit” ettiğini gerekçe göstererek, Libya’ya ilk etapta hava savunma sistemi ve eğitim amacıyla asker gönderilmesini içeren tezkereyi TBMM gündemine getirildi.

Libya’da yılardır süren savaşın tarafı konumunda tutum alan Erdoğan, İhvancı Libya Ulusal Mutabakat Hükümetinin çağrısı halinde Türkiye’nin Libya’ya asker gönderebileceğini söyledi. Erdoğan’ın çıkışının ardından muhalefet partileri tezkereye tepki gösterdi. Ancak kısa sürede Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan tezkere için olağanüstü oturum çağrısı yapıldı. Tezkere metni yapılan olağanüstü oturumda tüm eleştirilere rağmen kabul edildi. TBMM Kararı'na göre; hudut, kapsam, miktar ve zamanı Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek şekilde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) ülke sınırları dışına gönderilmesi ve bu kuvvetlerin Cumhurbaşkanı’nın belirleyeceği esaslara göre kullanılması için 1 yıl süreyle izin verildi ve bu süre yeniden uzatıldı.

Türkiye’nin Libya’daki vekalet savaşının tarafı olmamasını isteyen muhalefet partileri, Libya’daki savaşın Türkiye’nin güvenlik meselesi olmadığını, iç savaşa taraf olmanın Suriye’dekine benzer sonuçlar doğuracağı uyarısında bulunuyor.

HDP Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Libya tezkeresinin “işgal” anlamına geldiğini belirterek, “Bu rejim silah sanayisini güçlendirmek, Bayraktarları daha da zengin etmek, pazar alanını genişletmek için Libya’ya sefere çıkmıştır” dedi.

Doğu Akdeniz’de Türkiye ile Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve ABD gibi ülkelerle yaşanan petrol gerilimi üzerine Türkiye hükümeti önce Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile deniz anlaşması sağladı. Deniz anlaşması Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki petrol yataklarına erişimini engellemeyi hedefliyordu. Türkiye’nin Libya’da savaşan taraflardan biriyle sağladığı bu anlaşma Doğu Akdeniz’de petrol arama çalışması yürüten ülkeler başta olmak üzere pek çok ülke tarafından tepkiyle karşılandı.

 

Silahsız insansız hava araçları uçuruldu

Ermenistan ordusunun Azerbaycan'a saldırısı gerekçe gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetleri'ne (TSK) ait Bayraktar TB2 Silahlı İnsansız Hava Araçları (SİHA) Ermenistan sınırında uçuş gerçekleştirdi.

 

Navtex ilanı

Navtex, denizcilere, meteoroloji tahminleri, seyir bilgileri, aciliyet, emniyet ve denizde çalışma yapılan sahalar hakkında bilgi veren haberleşme cihaz sistemidir. Ülkelerin Deniz Kuvvetleri, yapacağı eğitim ve tatbikatların bilgisini önceden duyurarak bu sahalara girilmemesi konusunda uyarılarda bulunuyor.

Akdeniz'de Oruç Reis gemisi için 23 Ağustos'a kadar Navtex ilan edildi. İlana göre sismik çalışmalar yapacak olan Oruç Reis'e, Ataman ve Cengiz Han gemileri de katılıyor.

Yunanistan’ın Mısır’la anlaşma yapması üzerine Türkiye, Yavuz Sondaj Gemisi’nin Kıbrıs açıklarında yürüteceği çalışmalar için yeni Navtex ilan etti. Geminin, Kıbrıs açıklarında hidrokarbon arama çalışmalarına devam edeceği açıklandı. 18 Ağustos-15 Eylül tarihleri için ilan edilen yeni duyuruda, Yavuz gemisinin Ertuğrul Bey, Osman Bey ve Orhan Bey gemileriyle birlikte Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’ın güneybatısında çalışmalarını sürdüreceği belirtildi. Navtex duyurusunda, “Çalışma sahasına girilmemesi şiddetle tavsiye olunur” denildi.

Kıbrıs Cumhuriyeti’yse Türkiye’nin Navtex ilanına karşı bu sabah Navtex yayımladı. Larnaka’daki Arama-Kurtarma Koordinasyon Merkezi’nin duyurusunda, Türkiye’nin yeni Navtex’i ‘yetkisiz ve geçersiz’ olarak nitelendi; Yavuz ve beraberindeki gemilerin bölgedeki faaliyetlerinin ‘yasa dışı olduğu’ belirtildi.

Akdeniz’de Navtex ilanı ile birlikte Orta Doğu’daki gerilimli ilişkilere Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti, Fransa gibi ülkeler de eklenmiş oldu.

Elbette ki tüm bunlar “bedava” olmuyor ve oldukça yüklü maliyetleri içeriyor.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler