Nefret cinayeti mağduru transları anma günü üzerine

Melis YILMAZ yazdı - Yas tutmuyoruz, öfkeliyiz! Ve inatla bir bir dayanışmanın ve mücadelenin kalelerini örmenin telaşında ellerimiz. Biliyoruz ki Trans cinayetleri politiktir ve bu öfkenin adresi bellidir. Heteroseksizmi beslerken LGBTİQA+’ları öldüren, bu patriarkal kapitalist düzendir.

Nefret cinayeti mağduru transları anma günü üzerine

1998 Kasım’ında bir gece yarısı ABD Boston'da bir siyah trans kadın, kendi evinde 20 bıçak darbesiyle katledilmiş halde bulundu. Polis, Rita Hester’in cansız bedenine ulaştığında tarih 28 Kasım’dı.

Bu olay sonrası Rita’nın yaşadığı semtte 4 Aralık'ta mumlu bir yürüyüş yapıldı. Bir bir mumlar yandı nefretin karanlığını içinde. Bu olayın ardından tasarımcı Gwendolyn Ann Smith, olayın ertesi yılında bir web projesi başlattı, “Remembering Our Dead” (Ölülerimizi Anmak)!

Bir bir karanlıkta yanan mumlar gibi nefretin karşısında ölenlerin isimlerini tek tek hatırlamak da bir direnme biçimi olarak yazılmaya başlandı ötekilerin tarihinin sayfalarında.

İşte bu proje bugün bu yazıyı da yazmamıza sebep olan Transları Anma Günü’nün (Transgender Day of Remembrance) ortaya çıkmasını sağladı. İşte bu atılımın ardından bugün olduğu gibi dünyanın her yanında Translar ve Transfobi karşıtları 20 Kasım gününü “Nefret Cinayeti Mağduru Transları Anma Günü” olarak çeşitli etkinliklerle göz önüne çıkartmaya başladılar. Ve 20 Kasım yalnız nefretin ilmiğinde ölenleri anmanın değil aynı zamanda da heteronormatif ve patriyarkal kapitalist düzene karşı isyanı büyütmenin de bir durağı haline geldi.

Bugünse tüm dil, din, ırk ve renklerimizle kendimiz olmanın yükünü omuzladığımız şimdinin penceresinden baktığımızda tarihin her köşesinde nefret suçu mağduru azınlık grupların anlamlı kalabalığını fark etmemek elde değil.

Fakat bütün bu öteki olmanın ağırlığının yanında tüm bu gruplar içerisinde LGBTİQA+’ların yaşadığı hayatta kalma mücadelesi ise daha çocuk yaşta ve en çok da evlerde başlıyor. Eğer bu heteronormatif, seksist, patriyarkal kapitalizmin hüküm sürdüğü sistemin gölgesindeyseniz ve LGBTİQA+ bir çocuksanız, şiddet sıklıkla daha doğduğunuz evde sizi çok sevdiğini belirten ebeveynlerinizin kendisinden geliyor. Her çocuk en temel haklarından doğru istismara uğramadan yaşamak hakkında eşit olmalıyken siz “dolaptan çıktığınız” zaman, kendinizi tanımaya başladığınız o ilk an tanışıyorsunuz şiddetle. İşte böyle başlıyor LGBTİQA+ çocukların hikayeleri...

Sonra yetişkin oldukça kendi alanınız daha da güvensizleşmeye ve aynı anda da güvencesizleşmeye başlıyor. ‌Ve evde, okulda, işyerinde ve elbette sokakta ne olduğunu bile fark etmeden şiddet hayatınızın her alanında sizi kuşatıyor. Evde, okulda ya da sokakta yaşadığınız şiddet, boyut atladığında ve canınıza kast ettiğinde ve hatta canınıza mal olduğunda bile; Cinsiyet kimliğiniz ölümünüzü meşru gösteriyor! Cinsel yöneliminiz ölümünüzü meşru gösteriyor!

Fakat elbette bu kuşatmadan çıkmanın dayanışmacı yolları da var... Kuzey ve güney yarımkürede LGBTİQA+ mücadelesinin ilmek ilmek inşa ettiği yollar bunlar. Ama dayanışmacı ve dirençli olduğu kadar da mücadelenin çok sesliliğinde büyüyen bu yollar, dünyanın bütün arka sokaklarına açılmadıkça yetmeyecek bizlere. Çünkü biliyoruz ki birileri hala cinsiyet kimliği ya da cinsel yönelim üzerinden ölümlerimize meşruiyet arıyorlar.

İşte bu meşruiyet alanının verdiği güçle onların kendilerine hak gördükleri şiddet, dünyanın her yerinde transfobi ve homofobiyi arttırıyor ve LGBTİQA+’ların hayatını tehdit ediyor. Rita'dan önce de var olan evde ve toplumsal alanda toplumsal cinsiyet baskısı ve “genel ahlak” adı altında sürdürülen sistematik şiddet, bireylerin yaşam haklarına hala saldırıyor.

Şimdi Rita'nın mumlarından bugüne nice mevsimler geçti. Ama dolaptan çıkıp açıldığı ailesi tarafından şiddete maruz kalan, en sonunda babasının “As kendini hepimiz kurtulalım” sözünde kaybolan 17 yaşındaki Okyanus Efe Özyavuz'un adı hala aklımızda. Hande Kader, Didem Akay, Suriyeli mülteci Werde, Gökçe Saygı, Esra Ateş... saydıkça adını bitiremediğimiz tüm kayıplarımız hala bütün ağırlığı ve dehşetiyle duruyor hatıramızda.

Ama yas tutmuyoruz, öfkeliyiz! Ve inatla bir bir dayanışmanın ve mücadelenin kalelerini örmenin telaşında ellerimiz. Biliyoruz ki Trans cinayetleri politiktir ve bu öfkenin adresi bellidir. Heteroseksizmi beslerken LGBTİQA+’ları öldüren, bu patriarkal kapitalist düzendir.

Fakat bu böyle sürmeyecek, sisteminizi nefretinizin üzerine yıkacağız. Bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz yok. Mücadeleye devam edeceğiz, gökyüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

                                                                                                                

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler